Web sitemiz yeni tasarımı ile en yakın zamanda sizlerin beğenisine sunulacaktır.
Duyurular

Köyümüze tarımsal sulama ile ilgili tesisat ve vana sistemi döşenerek, 300 tonluk sulama havuzu yapılmıştır.


Köyümüz içme suyu ana deposu bakım ve tadilatı ile ilgili ihalesi yapılmıştır.


Köyümüzün büyük bir bölümünün meydan ve çevre düzenlemesi yapılarak, yol ve mahalleler parke taşı ile döşenmiştir.


Köy muhtarlığı tarafından kurdurulan sistem sayesinde köyümüz 24 saat Güvenlik Kameraları ile izlenmektedir.


İzmir Hava Durumu
Etkinlik Takvimi
Anket
Derneğimizin Çalışmalarını Nasıl Buluyorsunuz?


 
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 5,4770   5,4868
EURO 6,1575   6,1686
       
Özlü Sözler
Hiçbir şey ayağınıza gelmez; en azından iyi olan hiçbirşey. Herşeyi gidip almanız gerekir.
Sitemizi Tavsiye Ediniz
Sitemizi arkadaşlarınıza tavsiye ederseniz memnun kalırız.
 
  
Ziyaretçi Bilgileri
Bugün: 82
Dün: 116
Toplam: 8644
  Eğlence

BİLGİ, MİZAH VE EĞLENCE KÖŞEMİZ
 
Ödemiş ve Çevresinde Kurulan Vakıflar

 
1-Mürselli İbrahim Ağa Vakfı (Kar Dağıtan Vakıf):
1189 yılında Ödemiş ilçesinde kurulan vakıf, haftanın her günü çocuklara, cuma ve pazartesi akşamları ise kasaba hapisanesindeki mahkumlara kar dağıtmak için kurulmuş.
 
2-Mürselli İbrahim Ağa Vakfı (Leylek Vakfı):
1189 yılında Ödemiş' te Müreselli Ağa tarafından kurulan vakıf, leyleklerin beslenmesi için senelik 100 kuruş para ayrılmasını istemiştir. Bu vakıfla hastalanan kuşların tedavisi ve nesillerinin devamının sağlanması hedeflenmiştir.
 
3-Ataullah Efendi Vakfı (Hayırda Yarışan Hoca-i Sultani Vakfı):
Ataullah Efendi, 1597 yılında Aydın' da kendi adını taşıyan bir vakıf kurmuş, bağ, bahçe, ev ve mahsul neyi varsa bir çok gelirini bağışlamıştır. Yaptırmış olduğu Birgi' deki meyveli ve meyvesiz bahçeleri kışlık evi ve Bozdoğan' daki evi Darul-Hadisin hocalarının kullanımına vermiştir.
 
4- Ahmed Bin Abdullah Vakfı (Suyu Soğutan Vakıf):
Hammal Helvacıoğlu tarafından 1837 yılında Aydın' da kuruldu. Abdullah, Aydın orta mahallesinde yaptırdığı çeşmeye yaz günlerinde 90 gün süre ile kar konularak suyun soğutulmasını sağlamak amacıyla vakıf kurmuştur.
 
Fıkra (Nasrettin Hoca-Zeytin)
Nasrettin Hoca pazarda zeytin satıyormuş. İki üç sokak ilerde oturan yarı buçuk tanıdığı bir kadın gelmiş. Kadın: Zeytinin iyi mi?
Hoca: Tadına bak.
Kadın: Ben orucum.
Hoca: Madem oruçlusun zeytini al git, parasını sonra ver.
Hocanın birden bire aklına düşmüş; Ramazan değilmiş çünkü.
Hoca: Tuttuğun oruç ne orucu ki?
Kadın: Üç sene önceden borcum vardı da onları tutuyorum.
Hoca tam zeytini veriyormuşki vazgeçmiş. 
Kadın: Biraz önce al git dedin ne olduda vazgeçtin Hoca?
Hoca: Get anam get...Allah' a olan borcunu üç senede veriyorsan, bizim borcu ne zaman getirirsin kimbilir.
 
Boş muhabbet
Bakalım sizinle de aynı dili konuşuyor muyuz?
Hande mi yener, Funda mı arar?
Yok, hayır, Seray Sever
Bu üçünü önce Nejat İşler, sonra da Ahmet Çakar,
Bu geyik Celal' i Bayar, bu geyiğe dayanamayan Ferhat Göçer,
Yıllar sonra bunlar tarih olur, o tarihi de Gönül Yazar, Mehmet Okur,
Bu mesajı on kişiye gönderirsen dileklerin kabul olur, bunada ancak Kadir İnanır :)
 
Fıkra (Selamı Var)
Öğrencinin biri Mısır' da üniversite okuyormuş. Yazılılar bittikten sonra sömestir tatili olmuş. Arkadaşı Ali' ye, ben memleketime gidiyorum. Sen bana notlarımı iletirsin. Eğer bir zayıfım varsa Ali' nin selamı var, iki zayıfım varsa Muhammed' in selamı var, üç zayıfım var ise Muhammed Emin' in selamı var dersin demiş. Arkadaşı notlara baktıktan sonra evini aramış, babası çıkmış telefona. Ali orada mı diye sormuş. Babası yok demiş. Oda notu bırakmış:
_Ali geldiğinde söyleyin. Ümmeti Muhammed' in selamı var.
 
Işıklar Köyü "Gezelim Görelim" Görüntüleri

 
Soruya Göre Cevap (Fıkra)
Renkli kişiliği ve düşük not ve rmesi ile öğrencileri arasında özel bir üne sahip olan felsefe öğretmeni, sınav yapacağı gün öğrencilere, önce kağıt ve kalemlerini hazırlamalarını söyledi, sonra da sandalyesini kaldırıp masanın üzerine koydu. Sonra:
"Sınav sorumu soruyorum." dedi. " Bu sandalyenin var olmadığını kanıtlayınız."
Sıfırcı felsefe öğretmeni sınav kağıtlarını okuduktan sonra, bu konudaki ününe gölge düşüreceğini bilmesine rağmen, hayatında ilk kez bir öğrencisine yüz vermek zorunda kaldı. 
Öğrencinin sınav kağıdında yalnızca şu iki sözcük yer alıyordu:
_Hangi sandalyenin?
 
İlginç Bilgiler
*Salyangozların 25000 civarında dişi bulunur.
*Timsahlar daha derine batabilmek için taş yutarlar.
*Penguenler yüzebilen fakat uçamayan tek kuş türüdür.
*İnsanların ölümüne en fazla sebep olan hayvan sivrisinektir.
*Bir sineğin hızı saatte 8 kilometredir.
*Atlar bir ay kadar ayakta kalabilirler.
*Büyüdükçe bir yunus balığı iki ton yiyecek üretir.
*Bir karınca kendi ağırlığının 50 katı kadar ağırlığı kaldırabilir.
*Bir pire kendi büyüklüğünün 150 katı kadar yüksekliğe zıplayabilir.
 
Ege Şivesi (Burası Efe Köyü)

 
Tanısana Hadi (Fıkra)
Biyoloji dersinden sınav için sınıftaki herkes acayip çalışmış. Daha sonra sınavın yapılacağı gün birde bakmışlar ortada kalem kağıt yok, sadece sıra sıra mikroskoplar. Hoca demiş ki "Bu mikroskopta bir böceğin bacağı var, sınavınız bacağından böceği tanımak." Öğrenciler itiraz etmişler ama hocanın dediği dedik. Öğrenciler mikroskopların başına geçmişler ama bir şey yapamıyorlar. En sonunda biri dayanamamış, kapıyı çarpıp çıkmış. Hoca arkasından seslenmiş:
"Kimsin ulen sen kapıyı çarpıp çıkıyorsun" Kapı hafifçe aralanmış ve bir bacak uzanmış:
"Tanısana hadi bilsene kim olduğumu"
 
Anılarla Atatürk (Kahraman Türk Kadını)
17 Mart 1923 Tarsus
Mustafa Kemal istasyondan şehre doğru bir süre yaya olarak yürüdü. Onu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selam vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı. 
Milli Mücadeledeki çete giysili bir kadın, Atatürk' ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu.:
_Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!
Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.
Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi. 
"Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın"